Ressam ve Dövme Sanatçısı Umut Kıran'ın resmi sitesidir.

Dövme’nin Tarihi

Dövme çok eski zamanlardan beri kendini ifade etme sanatı olarak kullanılır. Çoğu zaman karşımıza bir harf bir sembol veya bir isim olarak çıkar. Bazen içsel duyguları dışa vurum, bazende süs amaçlı kendini gösterir ama ne olursa olsun ilgi çektiği kesin.
Eski zamanlarda Amerika yerlileri, Japonlar, Hintliler, Afrikadaki bazı kabileler, dövmeyi bir süs olarak yapmışlardır, yaptıkları çeşitli dövmelerin onları hastalıklara, kötülüklere karsı koruyacağına dair inançları yaygındı. Dövmenin yapılış amaçlarından biride kişinin ait olduğu toplumu belirtmek, ve toplumdaki konumunu belirtmekti, bu nedenle dövme yapma tarihi çok eskilere dayanır.

MÖ2000’li yıllarda eski mısırlıların dövme yaptırdığı mumyalarından anlaşılmıştı. Eski Yunanlılar ve Romalılar ”barbarlara özgü bir uğraş” saydıkları dövmeyi suçlulara ve kölelere yaparlardı. Hıristiyanlık inancında dövme yasaklanmıştı. Buna rağmen ilk kez Hıristiyanlar, bedenlerine HZ.İsa’nın adını yada Haç sembolü taşıyan dövmeler yaptırmıştı. Aradan yüzyıllar geçince dövme unutuldu, 20.yüzyılın başlarında ise özellikle denizciler arasında yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Özellikle romantik duygular, yurtseverlik amaçlı ve dindarlığı belirtmek amacıyla kullanıldı ve günümüzde hala daha kullanılmaktadır.
Fakat hijyene önem verilmediği ve AIDS gibi bazı ölümcül hastalıkları bulaştırdığı gerekçesiyle, bir çok ülkede dövme yapılmasına yasaklar ve sınırlamalar getirilmiştir. Dövme özellikle gençler arasında, giderek daha popüler olmaya başlamıştır. Çoğu zaman süslenme olarak görülse de, altında sosyolojik ve psikolojik nedenler yatmaktadır. Gerçekte dövme yaptırma isteğinin altında insanlara kendi kişiliği hakkında mesaj vermek, etkilemeye çalışmak, digerlerinden farklı görünmeye çalışmak, gençlerde kendini kanıtlama yada dikkat çekme isteği yatar.

Günümüzde yapılan kazı çalısmalarında, çok eski zamanlara ait insanların, toprak altındaki kalıntılarında, vücutlarında dövme oldukları ortaya çıkmıştır. Bu da yüzyıllar öncesine dayanan dövme’nin moda olmaktan çok sosyal bir olgu olduğunu gösterir. Dövme yapımında ise çok eski yöntemler kullanılmıştır, sivri uçlu kemikler, boynuzlar, çelik iğneler deriye hafifçe batırılıp, açılan deliklere, boya doldurulur ve açılan deliklerden boyaya batırılmış iplik geçirilerek dövme yapılırdı.

Günümüzde modern yöntemlerle yapılan dövme ise, eskiye oranla daha az acır, sağlık açısındanda daha az zararlı boya maddeleriyle yapılır, dövme makinaları sayesinde deri üzerinde sanki kalemle çizim yapılıyormuş gibi rahat ve daha az hatalıdır. Sonrasında Dövme dünyada ilk sosyal yaşamın örnekleri olarak kabul edilir, son derece masum gereksinimlerden ortaya çıkıp, korkuları, beğenileri, istekleri, inançları, gelenekleri, sosyal sınıf ve statüleri, çizgi ve işaretlerle çıplak bedenlerine işleyerek, başka insanlara ve doğaya göstermenin bir tür ifadesi olarak kullanıldı. Doğaya karşı verdiği hayatta kalma mücadelesi, zekice geliştirdiği kesici delici aletlerin ve ateşi kullanmanın yanı sıra, dövmenin de insan hayatına bu ilklerle birlikte girmesi, aynı zekanın ve ihtiyacın bir ürünüdür.

Giysinin olmadığı ortamda, bedende taşıdıkları dövmelerle, vahşi hayvanları ürkütmek, avlanan hayvandan daha fazla pay almak, kabilede liderlik ve güç üstünlüğü, için vücutlarında dövmeyle buluşmuşlardır. Dövme uygulaması, kesintiye uğramadan, günümüze kadar ulaşmasını insani ihtiyaç olarak bakılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dünyanın en eski medeniyetleri içerisinde yer alan türkler, M.Ö’ki yıllarda Anadolu da kurduğu imparatorluklarla dünya tarihinde yerini almıştır. Orta asya da gelişen atalarımız, kurdukları yaşamın her alanında, dövmeyi de bedenlerine uygulamış ve taşımışlardır. Kendilerine seçtikleri Budizm’in kolu olan Şamanizm inanç biçimi türk toplumunda dövmeyi daha anlamlı kılmıştır. Şaman rahiplerin müritlerine yaptıkları dövmelerle kötülüğün ve uğursuzluğun bedenlerinden uzaklaştırdıklarına inanıyorlardı. Türklerin de sıklıkla göründüğü özgün topluluklarda dövmeler mistik bir ayin içerisinde yapılmaktaydı.

Günümüzdeki sanatçılar ve dövme sanatı, hak ettikleri yerlere yavaşça gelmeye başlıyorlar, insanların yaradılıştan güzel olan estetiğine dikkat çekerek, tarzlarını yansıtıp, eksik olan görselleri tamamlıyor, insanların kendilerini daha net ifade etmelerine olanak sağlıyorlar, hemen hemen her kesimden insanlar dövme sahibi olmak istiyor, yaz ayları yaklaşınca küçüklü büyüklü dövmeler ortaya çıkıyor, kararlı kişiler kalıcı dövmeyi tercih ederken kararsız kalmış ve henüz seçimini yapmamış insanlarsa geçici dövmeleri tercih ediyor.

Geleneksel olarak dövme en çok Anadolu da güney doğu Anadolu da görülmüştür, orada yaşayan gezgin bir topluluk olan Karaçi’ler bunu bir meslek olarak yapmışlardır. Dövmeyi ergenlikten sonra, genelliklede bahar aynın başlangıcında yapmayı tercih etmişlerdir ve dövme bayanlar arasında daha yaygındı. 1991 yıllarında, Gaziantep Barak bölgesinde yapılan araştırmalarda 45-50 yaşın üstündeki erkek ve kadınlarda el ve yüz bölgelerinde dövmelere rastlanmıştır. 18-20 yaş genç kızlarda da yalnızca sağ yanakta bir nokta şeklinde yer almaktadır. O yıllarda dövme yapılmadan önce, belirlenen şekiller bir yanmış kibrit çöpü yardımıyla vücuda çizilir, 3 yada 9 adet halinde, (ayrıca bu rakamların mistik bir özelliği bilinmektedir) bir araya getirilip, sıkıca bağlanan iğnelerle deri dövülür. Kazanların altından alınan isle hazırlanan karışım, bu dövülme sırasında alt deriye yerleştirir. Zamanla kabuk bağlayan yaradaki kabuklar dökülmeye başlar ve altındaki desenler ortaya çıkmaya baslar.

Dövme kadınlar ve erkekler arasında çeşitli yerlere tercih edilir. kadınlarda genellikle boyun, çene, el üstü, ayak bilekleri, göğüste tercih edilirken erkeklerde ise, burun üstünde alın ortasında ve kollarda dövmeye rastlanır.

Dövmelerin ne için yapıldıklarına dair sorulara karşılık olarak, süs amaçlı oldukları söylense de, 60 yaşın üzerindeki kadın ve erkeklerin uğur getirdikleri, kazanç arttırdıkları, bereket sağladığı inançları ile dövme yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Hatta çocukları olmayan kadınlar bel bölgelerine yaptırdıkları dövmelerle çocuk sahibi olacaklarına inanmışlardır. Fakat diğer insanlar tarafından yadırgandıkları için dövmelerini asitli maddelerle yüzlerinden çıkarmayı denemiş fakat başarılı olamamışlardır.

1994 yıllarında da Çankırı’da Türkmen köylerinden birinde, 55-60 yaş civarındaki kadınlarda, burnun üst kısmı ve alın ortasındaki, ay yıldız şeklinin bulunmasıdır, ve bu dövmenin haricinde vücutlarının başka yerlerinde dövme bulunmamasıda dikkat çekmiştir. Bu dövmenin özelliği, yeni doğum yapmış ve kız çocuğu olmuş bir annenin sütünün isle karıştırılması, ve bu karışımın dövmede kullanılmasıdır. Dövme yapılırken yine üç iğne bir araya getirilmiş ve dövmeyi yapanlar bunun atalarından kalma süs olduğunu belirtmişlerdir.

Urfa Mardin Diyarbakır sahalarında yapılan araştırmalara göre, dövmenin kötü güçlerden korunma, ve kendisine zarar vermesini engellemek, şansızlıktan kurtulmak uğursuzluğu defetmek, akrep, yılan, gibi zehirli hayvan ve yırtıcı hayvanların kendisine zarar vermesini engellemek, sağlıklı bereketli olmak, güzel görünmek, şirin görünmek, tatlı dilli olmak, bolluk, bereketli olmak, sağlıklarını korumak,ve hastalıkları iyileştirmek, göz çevresine yapılan dövmelerin gözlere baş ağrılarına iyi gelmesini sağlamak kollara yapılan dövmelerin kol ağrılarına iyi geldiği düşüncesi, ve bacaklara yapılan dövmenin uyuşmayı engellediği, düşünülmüştür.

Her aşiretin de kendine has dövmeleri vardır, her aşiret kendi sembollerini taşır diğer aşirete ait sembolleri kullanmaz, bu dövmeler hem bağlılık hemde güvende hissetmeyi sağlar. Görülüyor ki yapılan şekiller, vücudun neresine hangi figür yapılırsa yapılsın, dövme inancı insanın büyüsel bir aracı olarak kullanılır.